Resim Katı

Resim-Katı

 

Resim Katı

Sergi
30 Kasım – 11 Aralık 2019
Açılış: 18:00


Tarih, sanatın olduğu kadar sanatçının da ardında bıraktığı süreçtir. Nasıl ki sanat, bünyesi dışındaki faktörlerin de etkileriyle kendi tarihsel süreci içinde değerlendiriliyorsa, sanatçı da bireysel, sosyal, düşünsel ve diğer tamamlayıcı etkilerle birlikte kendi tarihçesini oluşturmaktadır. Her iki durumda da bir inşa söz konusudur. Sanatın tarihi de sanatçının tarihi de zaman içinde gerçekleşen bir inşa sonucunda oluşur ve gelişir. Özellikle sanatçı tarihinin inşasında ilk adımların ürkekliği veya kararlılığı tüm süreci belirler. Yaratıcılık, duyarlılık, özgün ve kuramsal altyapı bu ilk adımlarda en belirleyici yaklaşımlardır. İlk adımların atılmasında sanatçılar arası ilişkilerin de beslediği ve desteklediği bu inşa etme olgusu, giderek etkilenmelerinde içinde yer aldığı katmanlara dönüşür. Bu tür etkilenmelerle ürkeklik yerini kararlılığa bırakır.

Her ne kadar bireysel bir tavır olarak görülse de sanat zikredilen etkilenme ve alışverişlerle bir kolektif olgu olarak tanımlanabilir. Kendi içinde katmanlar ve birikimler oluşturan altı genç sanatçı; Aysun Koca, Ayşenur Bulut, Begüm Antalya, Gizem Uzkur, Kübra Aydoğan ve Tuğçe Sarıdede üst üste koydukları bireysel yaklaşım ve yaratımlarıyla bir araya gelerek bu kollektif yapının örneğini veriyorlar. Her birinin çok farklı sorunlar üzerine kurdukları görsel cümleler, esasında tutarlı bir metin olarak karşımıza çıkıyor.

İnsan bedeninin en görünür ve işlevsel kısmını, elleri konu alan Aysun Koca, resimleriyle beden detayından bütünü tanımlamaya çalışıyor. İnsana özgü bir dünya tasarımı öneren Ayşenur Bulut ise, insanın varlık sorununu irdeliyor. Etrafında bunca olan bitene yanıt olarak iç dünya arayışını temsil eden figürleriyle Begüm Antalya, içe dönüklüğün her zaman melankoli anlamına gelmediğini renkleriyle ifade etmeye çalışıyor. Bir insanın en hoşnutsuz, en sıkıntılı ve en istenmeyen durumlarını kadraja alarak ruhsal sırları ifşa eden resimleriyle Gizem Uzkur, yalın, gündelik ve sıradan olana işaret ediyor. “Ben” sorgulamalarının tezahürü olarak nitelenebilecek portreleriyle Kübra Aydoğan, resimlediği bakışlarla doğrudan izleyiciyle yüzleşme metaforunu yansıtıyor. Tabiri caizse “günlük hayatın maişeti içinde” savrulan kentli olarak insanın arzu ve günahlarını temsil ettiği düşünülen Tuğçe Sarıdede’nin figürleri ise sıradan olanın altını çizmeye çalışıyor. Bu resimleriyle genç sanatçılar, öğrencilik yıllarında atölyelerinin bulunduğu kata gönderme içeren “kat” sözcüğü bu sergide metaforik bir anlam kazanıyor. “Resim Katı” aslında kendi tarihlerin inşasına tekabül eden etkilenme ve dayanışmayı içeren ifade halini alıyor. Bir araya gelen altı genç sanatçının izleyiciyle paylaştıkları figür yorumları, hem bireysel ve özgün bir duruşu simgeliyor, hem de ortak bir dili çağrıştırıyor.

Tüm farklılıklarına karşın ortak bir dilin göstergelerini resimlerinde barındıran genç sanatçıların en büyük beklentisi, içtenlikle bizlerle paylaştıkları yapıtlarının, aynı içtenlikle selamlanmasından ibaret.

Prof. M. Reşat Başar